Sınav Kaygısı ve Kaygıyı Silmek

Sınavlar gençlerin önünde kocaman bir dağ olarak duruyor ve gün geçtikçe o dağa daha da yakınlaşıyorlar. Yeğenim dün bana 25 gün kaldığını söyledi. Söylerken göz teması kurmamaya özen gösterirken dikkati başka bir yerdeymiş gibi davranıyordu. Sesindeki çaresizliği, korkuyu ve kaygıyı hissetmemek mümkün değil.

Ona sınavı kazanıp kazanmamasının çok önemli olmadığını, bu süreçteki

çabasını fark ettiğimi ve kendisi ile gurur duyduğumu ifade ettim. Yetişkinler ile ergen, çocuklardaki temel farklardan biri yetişkinlerin sonuç, ergen ve çocukların ise süreç odaklı olmalarıdır.  Yetişkinler zamanla çabalarına takdir değil çabaları sonrası ürettikleri şeyler için takdir alıyorlar. Bu durum yetişkinlerin artık kör olmalarına çabayı görememelerine neden oluyor. Onlarda artık çevresindeki kişileri ortaya çıkardıkları ürün-sonuç için takdir ediyor. Genelde kendi çocuklarını notları ve sınav sonuçları ile değerlendirmeye başlıyorlar.

Bu durum sınavları çocuklarının hayatında önemli bir yere yerleştiriyor.

Sınavları hayatın merkezine koyuyor. Buraya kadar yazdıklarım “sınavları önemsememek gerekir” gibi anlaşılmasın lütfen. Unutulmamalıdır ki sınavlara önem vermek ve makul düzeyde bir kaygı yaşamak başarıyı getirecek, kaygısız yaklaştığımızda da başarıda düşme olacaktır.

Kaygı tamamen kötü ya da tamamen iyidir demek doğru değildir, nedeni ise kaygının 0 ile 100 arasında bir çizelgede olmasıdır. Yani değişkendir…

“0” kaygısı olan biri sınavlara çalışmayacaktır. Sınav sonucundan da hiçbir beklentisi yoktur. Böylece sınav hepimizin tahmin edeceği gibi başarısızlıkla sonuçlanacaktır.

O zaman “0” kaygı kötüdür.

“100” kaygısı olan biri ise müthiş bir stres yaşıyor, elleri ayakları titriyordur. Nefes alışverişinde düzensizlik vardır ve sürekli öfke tepkileri veriyordur. Sınava girdiğinde ise ya bildiklerinin hepsini unutacak ya tuvaleti geldiği için çıkacak, ya ishal olacak ya da vb. vb. vb. Böylece sınav hepimizin bildiği gibi başarısızlıkla sonuçlanacaktır.

O zaman “100” kaygı da kötüdür.

Kaygıyı uygun seviyelerde tutmak bize başarıyı getirecektir. Örneğin 40-60 arası…

Peki bu nasıl yapılacak?

2 alanda çalışmak gerek, birinci alan kaygıyı yaratan güncel olayların ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmaların yapılması gerekiyor. Kaygıyı yaratan yüksek beklenti içinde olan ve yukarıda belirttiğimiz sonuç odaklı anne babalar olabilir, dershane öğretmeni olabilir, okul öğretmenlerinden biri olabilir, arkadaşları olabilir ya da amca, dayı… Ergenin çevresinde kaygı nesnesi olan kişilerin dillerini değiştirmek önemlidir.

İkinci alan ise belki en etkili ve kısa sürede çözüme ulaşacağımız bir süreç, ergenin kaygı nesnelerinin etkisinde daha az kalmasını sağlayacak ve kendi içerisinde kaygı yaratan anıları ortaya çıkararak ve yok edecek olan EMDR tekniği.

EMDR temel olarak kaygı yaratan durumları ortaya çıkararak bu kaygı nesneleri ile çalışmayı kolaylaştıran hızlı ve güçlü teknik. Ergen yaşadığı kaygı düzeyini arttıran bir takım anılar yaşamış olabilir. Bu anılar onun kaygı düzeyini sürekli artmasına neden oluyor olabilir. Bu anıları ortaya çıkararak ergenin o anılara tepkisini en aza indirdiğinizde onun kaygı düzeyi de kabul edilebilir şekle dönüşecektir.

Kabul edilebilir düzeydeki kaygı doğal olarak başarının ortaya çıkmasına yardımcı olacaktır.

Cem Kaya
Psikolojik Danışman
EMDR Terapisti